Daha önce Altı Oyun Kültürü ile başlatıp, Ejderha Mızrağı Her Şeyi Nasıl Mahvetti yazısıyla devam ettirdiğimiz çeviri hareketi bu yazıyla devam ediyor. Öncelikle rol yapma camiasının ünlü yazarlarından James Maliszewski'ye çok teşekkür etmek istiyorum. Kendisi hem bu yazının hem de blogundaki diğer bütün yazıların tarafımızca çevrilmesine izin verdi. Bu yazının orjinaline ve onun bloguna şuradan ulaşabilirsiniz. Rol yapma oyunları meraklılarına diğer yazılarını da okumalarını şiddetle tavsiye ederim.
Dungeons & Dragons'ı edebi öncüllerinden ayıran pek çok ilgi çekici farktan biri de din konusudur. Pulp fantezi türü, genelde bu konuyu pek önemsemez. Rahipler genelde en iyi ihtimalle ikiyüzlü, en kötü ihtimalle de büsbütün birer kötü adam olarak resmedilirler. Benzer şekilde, tanrıların müdahaleleri, eğer vuku buluyorsa bile, gizemlidir ve şüphe duyanlarca kolaylıkla tesadüf olarak görülüp geçiştirilir. Ancak D&D'de durum kesinlikle böyle değildir. Oyunun yapısına Cleric (ruhban) sınıfının dahil edilmesi sayesinde din, her zaman oyunda kendine bir yer bulmuştur
Kabul etmek gerekir ki Cleric, varoluşunun büyük kısmını Hammer Korku Filmleri'ne borçludur; fakat OD&D'yi okursanız, sınıfın sırf bir vampir avcısı/şifacı olmaktan ibaret olan kökenlerinin çok ötesine hızla evrildiğini görebilirsiniz. Tarihsel ortaçağ savaş oyunlarının (wargame) bu oyunda etkisi gözden kaçırılmamalıdır. Herkes Chainmail’i içindeki Fantazya Eki (Fantasy Supplement) yüzünden hatırlar; ancak Jeff Perren ve Gary Gygax bu kuralları ejderhalarla elfler arasındaki minyatür savaşlarını kolaylaştırmak için değil, Avrupa Orta Çağı'nın savaş teknolojisini ve mücadelesini yeniden canlandırmak amacıyla kaleme almışlardı. Gygax, kendi ifadesine göre, en azından işin askeri boyutuyla, Orta Çağ tarihine son derece meraklıydı (gönderli silahlara duyduğu zaafın kaynağı da şüphesiz buydu). Bu durum göz önüne alındığında; zırhlı ve topuzlu Cleric sınıfının, Haçlı Seferleri'nin din adamı şövalyelerine bu kadar güçlü bir benzerlik göstermesine şaşırmamak gerekir, değil mi?
OD&D’yi (Original Dungeons & Dragons) dikkatli okursanız, Cleric’lerle özdeşleşen ekipman ve unsurların çoğunun Hristiyanlık kökenli olduğunu hemen fark edersiniz. Örneğin eşya listesinde, AD&D (Advanced Dungeons & Dragons) ve sonraki edisyonlardaki o genel “kutsal semboller” yerine bildiğiniz ahşap ve gümüş haçlar yer alır. (İşin ilginç yanı, listede hiç “çarmıha gerilmiş İsa” figürlü haç yoktur ki bence bu oldukça önemli bir detay.) Cleric sınıfının seviye unvanları (level titles); vicar (vekil papaz), curate (yardımcı papaz) ve bishop (piskopos) gibi belirgin şekilde Hristiyanlığa özgü birçok terim içerir. OD&D’deki, ve hatta erken dönem AD&D’deki, Cleric illüstrasyonları, onları her zaman açıkça Hristiyan din adamı cübbeleri içinde gösterir. Ve tabii ki Cleric büyülerinin birçoğu da Hristiyan ve Yahudi dini metinleri ile folklorundan beslenir. Nitekim Cleric sınıfının savunma ve koruma büyüleri üzerine yoğunlaşması da bence bu sınıfın Hristiyan kökenlerine dair bir başka kanıttır. Daha da açıklayıcı olan durum ise Eldritch Wizardry gibi geç bir ek kitapta bile OD&D kapsamında tanrılara yapılan açık göndermelerin neredeyse hiç bulunmamasıdır. İblislerden, şeytanlardan ve çok manidar bir biçimde azizlerden bolca bahsedilir; ancak 1976’da Supplement IV yayımlanana dek tanrılar pek lafı edilen bir konu değildir.
Bir keresinde Gary Gygax’a doğrudan durumun neden böyle olduğunu sorduğumda, tüm kurgunun arka planında yarı Hristiyan ya da gizli-Hristiyan (crypto-Christian) bir temel olduğunu varsaymış olsa dahi, alt tarafı bir oyuna aşırı belirgin biçimde Hristiyanlığa özgü unsurlar dahil etmeyi yakışıksız bulduğunu açıklamıştı. İblisleri ve şeytanları için son derece tanıdık isimler yerine daha ziyade kıyıda köşede kalmış isimler kullanmasının sebebi de tam olarak buydu. Eski ekolün (old school) Şeytan'a/Lucifer'a stat bloğu yazma sevdası, Gary'nin pek doğru bulmadığı bir tutumdu. Hatta geç dönem AD&D’de bile planetarlar, solarlar ve devalar gibi varlıklarla karşılaşmamıza rağmen hiçbir zaman doğrudan 'melek' (angel) kelimesini görmememizin nedeni de yine budur. İlginçtir ki anladığım kadarıyla orijinal Blackmoor oyununda da (campaign) hiyerarşisi tam olan bir Kilise’ye sahipti ancak ismi verilmiş tek bir tanrısı bile yoktu. Ve yine, eğer bu konuda yanılıyorsam biri beni düzeltsin, arka planda pusuda bekleyen bir tür 'yarı Hristiyanlık' varsayımı söz konusuydu.
Son zamanlarda benim de yaptığım gibi Chivalry & Sorcery okuduğunuzda, orada Hristiyanlığa dair biraz daha açık bir varsayım olduğunu görürsünüz; ancak bu durum yine de bir nebze dolaylı bir dille ifade edilmiştir. Ruhban sınıfı hiyerarşilerine, inançlara, kutsal emanetlere ve benzeri unsurlara verilen o devasa detayın yanı sıra, Lucifer’ın bizzat kendisini de barındıran, uzun iblis derlemeleri (bestiary) düşünüldüğünde, bu gerçekten garip bir durumdur. C&S özelinde edindiğim izlenim, yazarlarının, okuyucularının oyunlarında bolca 'yarı Hristiyanlık' bulunmasını istediğini doğrudan varsaymış olmalarıdır; zira bu durum, fantastik RPG’lerin çoğundaki henoteizmden (tek bir tanrıya taparken diğerlerinin varlığını da kabul etme anlayışından) çok daha 'gerçekçi' görünüyordu. Biliyorum ki kendi oyun oynadığım ilk dönemlerde ben ve arkadaşlarım, Cleric’lerin Hristiyan rahipleri olduğunu, hatta Monk sınıfının da öyle olduğunu düşündüğümü itiraf etmeliyim, ve tüm o canavarlar ile büyülerin bir yerlerinde, arka planda pusuda bekleyen bir Orduların Rabbi (Lord of Hosts) bulunduğunu zımnen varsayardık.
Bu varsayım hakkında hiçbir zaman gerçekten konuşmadık ya da konuyla doğrudan doğruya yüzleşmedik; fakat onu hiçbir zaman sorgulamadık da. İncil’deki 'diğer yanağını dönmek' veya 'kendi çarmıhını yüklenmek' ilkesinden ziyade, en muğlak anlamlar hariç, kötülüğün ağzının payını vermekle ilgilenen, İsa’sız bir Hristiyanlık türeviydi bu. Paladin bizler için tartışmasız şekilde Hristiyan bir şövalyeydi; dahası, Lawful Good (Kuralcı İyi) yönelimini piskoposları, katedrali, kutsal suyu ve genç bir çocuğun Orta Çağ Hristiyan Dünyası için 'olmazsa olmaz' gördüğü diğer her şeyi barındıran bu dile getirilmemiş dinle özdeşleştirirdik.
Zaman geçip D&D algımız değiştikçe bu örtük Hristiyanlık da önemini yitirdi; ancak hiçbir zaman tamamen yok olmadı. Çünkü Cleric ve Paladin sınıflarına yarı Hristiyanlık bağlamı dışında bakmanın başka bir yolu yokmuş gibi geliyordu. Bugünlerde, bu bakış açısına tekrar kapılmak için muhtemelen swords-and-sorcery (kılıç ve büyü) türüne gereğinden fazla batmış durumdayım; fakat artık ilk dönem rol yapma oyunlarının 'pagan' olmaktan çok uzak, aksine Hristiyan inancı, pratiği ve irfanıyla baştan aşağı yoğrulmuş olduğuna her zamankinden daha yürekten inanıyorum. Bu, daha doğmatik bir yapıdan ziyade, Amerikan genel Protestanlığıyla geniş ölçüde örtüşen bir tür 'masalsı Hristiyanlık'tı; ancak hep oradaydı ve AD&D 1E sonrası tüm edisyonlar izlerini farklı derecelerde silmeye çalışmış olsa bile hiçbir zaman gerçekten ölmedi. Bunu hatırlamayı büyüleyici buluyorum; en azından pulp fantasy alemlerinde hülyalara dalarken, D&D'nin varlığını sadece bu tarz bir fantastik kurguya borçlu olmadığını, aksine dile getirilmemiş ve çelişkili ilhamların bir karışımı olduğunu hatırlamak iyi geliyor.


