Chıldren of Men: Umut İnsanda

CHILDREN OF MEN: UMUT İNSANDA

Celalettin "Kuzgunzâde" Durak4 Eylül 2026Sinema4 dk okuma

“(…) Kısır anamız çocuk için yakarıyor.
Dostum, değerli, sevgili dostum,
İster korkunç, ister olağanüstü,
Haykıran ben değilim, yer gümbürdüyor.”

-        Attila Jozsef (Çeviri: Vural Yıldırım)

Tagore’un ünlü bir sözüdür: “Doğan her çocuk, Tanrı’nın insanlardan umudunu kesmediği haberini taşır.” Dünyaya gelen her bebek, sayfaları kanla kaplanmış, küf tutmuş ve lekeli insanlık tarihçesine yeni, bembeyaz bir sayfa ekler. Yaşamımızı umutla dolduran da bu yeni sayfaların eklenmesidir; o tertemiz sayfalara yazılacak güzellikler, aşklar, mutluluklardır. Binlerce yılda birikmiş milyarlarca sayfa... ve hâlâ yenileri ekleniyor. Peki bir gün artık kadim insanlık tarihçesinin sonuna gelirsek? Artık yeni bir sayfa eklenemeyecek olursa? O zaman ne yapacağız ve nasıl hissedeceğiz? Dahası, umudumuzu taşıyabilecek miyiz? Geriye umut kalacak mı?

P.D. James’in 1992’de yayımlanmış aynı adlı romanından uyarlanan Children of Men (2006, yön. Alfonso Cuarón) bizi doğrudan ekrana kilitleyecek bir sahneyle başlıyor: Gezegenin en genç insanı Diego Ricardo’nun öldürülmesi haberinin sunumuyla... 2027’ye gelindiğinde, insanlık küresel bir kısırlığın sonucu olarak artık çoğalamamaktadır. En son doğmuş çocuk olan “Bebek Diego” ise 18 yıl önce doğmuştur ve yaşamı bir sahne yıldızınınki gibi yakından takip edilmiştir. Öyle ki televizyondan sunulan haber bütün detayıyla bunu gözler önüne serer: “Diego Ricardo, gezegenin en genç insanı, 18 yıl 4 ay 20 gün 16 saat 8 dakika yaşadı.” Küresel kısırlık fenomeninin yarattığı infial ve kaos bütün dünyayı kasıp kavurmuş ve Birleşik Krallık dışındaki topraklar anarşinin kol gezdiği tehlikeli bölgeler hâline gelmiştir. Birleşik Krallık ise kötünün iyisini, nispeten düzeni ve asayişi, mülteciler için yegâne varış noktasını temsil eden bir limandır. Ancak aslolan kırılgan bir düzendir. İçeride terörizm yöntemlerine başvuran isyancı bir grup mevcut düzeni zorlarken dışarıdan da yoğun göçmen akını Birleşik Krallık’ı baskılamaktadır. Bombalar patlamakta, mülteciler gruplar hâlinde kafeslerde tutulup mıntıkalara ayrılmakta ve gündelik yaşam umutsuzluk içinde sürüp gitmektedir. Devlet baskısı, terörizm ve mülteci sorunu daima filmde kendini göstermekte; sadece anlatıda kalmayıp etkin bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Özellikle filmin bir bölümünün geçtiği “Bexhill Mülteci Kampı”, sıkı güvenlik önlemleri ile çevrelenip izole edilmiş bir açık hava cezaevidir. Böyle bir dünyada Theo, yalnız ve beklentisiz bir yaşam sürerken kendisini isyancıların bir planının parçası olarak bulur. Hamile bir kadının, “İnsanlık Projesi” adlı gizli bir bilimsel tesise götürülmesinde yardımcı olacaktır. Belki de küresel kısırlığın çözümü bu mucize örnek sayesinde bulunacaktır. Theo, bir mucizenin koruyucusu ve eşlikçisidir.

Children of Men, pre-apokaliptik/kıyamet-öncesi bir kurgudur. Zira bir kıyamet gerçekleşmemiştir; kıyamet istikrarlı olarak yaklaşmaktadır. İnsan soyunun devamı artık sağlanamamakta; mevcut insan nüfusu ise hastalıklar, savaşlar, terör eylemleri ve sair sebeplerle kırılmaktadır. İnsanlık tarihinin sonuna gelindiği kanısı hâkimdir. İnsanla birlikte düzenin, kurumların, kuralların; insana ait ve insana dair ne varsa her şeyin pek yakın bir zamanda yitip gideceği düşüncesi ise modern dünyayı yutan kapkara ve devasa bir nihilizm deliği açar. İnsan elbette günün birinde öleceğini bilir ancak “insanlığın” devam edeceğini düşünmek rahatlatıcıdır. Bu düşünce rahatlatıcı olmaktan ziyade aynı zamanda hayatidir. İnsan, birey olarak sınırlı bir varlık olsa da kolektif kimliği onu bireyselliğin fersah fersah ötesine taşır. Neticede birey, ailenin içine doğar; aile, toplumun yapıtaşıdır ve toplum millete, milletler de medeniyetlere bağlıdır. Böylece bir insan, “bir insan”dan çok daha fazlasıdır. Oysa artık tarihin lokomotifinin önüne devasa bir granit düşmüştür. Kaza kaçınılmaz görünmektedir. Öyleyse her şeyin ne anlamı olabilir? Mücadelelerin, davaların, ideallerin pek bir esprisi kalmamıştır. Belki de elli yıl sonra elde kalan yalnızca insan ırkını üzerinden söküp atmış bir dünya olacaktır. Bu insansız dünyada dalgalanan son bayrağın hangi devlete, millete ya da ideolojiye ait olduğunu kimse umursamayacaktır.

Umut kalmadığında devreye mucize girer. Mucize bir şans daha tanır. Şansı olanın ise hakkı ve o hak nispetince vazifesi bulunur. Children of Men’de Kee’nin taşıdığı bebek, insanlığa varlığını devam ettirme hakkı tanımıştır; buna karşılık bu mucize korunmalıdır. Theo, bir umutsuz olarak mucizeye ilk tanık olduğunda, 18 yıl aradan sonra ilk kez hamile bir kadın gördüğünde afallamış ve gördüğünü sorgulamıştır. Bir kez mucizeye inandığında ise sonu muğlak bir mücadeleye atılmakta tereddüt etmemiştir. Mucize, zifiri karanlıktaki ışıktır ve insan, o ışığın aydınlattığı yolda sonunu görmeksizin yürümelidir. Göklerden gelen mucizenin dünyaya ait olabilmesi, yani ete kemiğe bürünebilmesi için ise kan, ter ve gözyaşı gerekir. Film boyunca gereken bedelin çokça ödendiğini izlemekteyiz.

Aradan geçen 20 yılın ardından Children of Men’in hâlâ beğenilen ve izlenen bir film olmasının sebebi -hem de gelecek tahmini boşa çıkmış olsa dahi- biz umudun insanda olduğuna ilişkin verdiği mesajda saklı olsa gerek!


Celalettin "Kuzgunzâde" Durak
Yazar

Celalettin "Kuzgunzâde" Durak

10 Ekim 1997'de Bursa'da doğdu. Bursa Uludağ Üniversitesi - Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunu. Yıllarca Ankara'ya özlem duyarak yaşadı, bir dönem Ankaralı oldu ve şimdi İstanbul'da yaşıyor. Posta dağıtıcılığından sosyal medya haberciliğine, editörlükten basın çalışanına uzanan geniş bir kariyer yelpazesinde sürüklendi. Romantizmin coşkulu bir savunucusu, fantastik edebiyatın şövalyesi, şiirin uç beyi. Vaktiyle kendisi hakkında dediği gibi: "Ben bir kurgu makinesiyim. Kablolarımda sihir cızırdıyor ve Kuzey Işıkları ile şarj oluyorum. Bana düşlerden, arzulardan ve korkulardan söz edildiğinde ise çalışmaya başlıyorum."